YAŞAR YILDIZ – Elmanın İzi

YAŞAR YILDIZ – Elmanın İzi

Daha iyisini yapabilecek olan her insan vasatı terk eder!
YAŞAR YILDIZ /  Tecrübeli bir hasta
YOLU NOVA’DAN GEÇENLER – Dişhekimi Mete Karpuzoğlu

“Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa  ölürsünüz” (Yaratılış 3: 1-3)

İçimdeki savaşın yıllardır devam etmesi ve zihnimdeki sıcaklığının tazeliğini koruması, içimde eriyen buz kütlesinin yok olmayıp hep aynı kalması ve ruhumda yarattığı derin  boşluk beni hep tedirgin ediyordu.

Bozkırın ortasından  meyve bahçelerine  uzanan o incecik köprüden geçtiğimde nereden bilebilirdim   herkesin hayranlıkla seyre daldığı bir tavana resmedileceğimi.  Yüksekteydim oysa, alçaklık korkum da yoktu; yeryüzüne de epey  uzaktım.  Aslından daha koyu olan gölgem de yoktu,  beni saran bir sur da etrafımda. Var oluş sancıları da çekmiyordum.  Otuz üç yaşında değildim ve bana ihanet eden Yahuda’m da yoktu.

Hafif bir rüzgâr yanaklarımı okşamaya başlamıştı,  belki de Tanrı Aeolus haber veriyordu zihnimde uçurumlar yaratan Kerem’in geleceğini.

Elmanın damağımda bıraktığı o eşsiz tat, sonraki yıllarda bana hep cennet bahçesinden elma çalıp yer yüzüne gönderilenleri  anımsatıyordu.  Yapayalnızdım yüksekte,  çırılçıplak ve günahkâr da sayılmazdım. Parmaklarıyla işaret parmağıma değmeye çalışan bir adam da yoktu etrafımda. Benim şeytanım bana elmayı yasaklarken başkaları onu tatmasını öğütlüyordu bir başkasına.

-in aşağı, yoksa sallarım ağacı ve ufacık beynini dağıtırım, sesiyle irkilmiştim.

Isırdığım son parça ağzımda güzelavrat otuna dönüşmüştü. Kerem değil de canımı almaya gelen Azrail’di sanki sesin sahibi. Ağaçta adeta bir böceğe dönüşmüş, yaşamla yaşamamak arasında hiçbir farkın kalmadığını ve ölümün benim için özgürlük olabileceğini düşünmeye başlamıştım.  Her bir canlıya, cansıza acıyan ben kendimden başka hiçbir şeye acımıyordum. Ölümüm yediğim o üç elmadan mı olacak? demeye başlamıştım .  Newton’un yıllardır içinden çıkamadığı sorunun cevabı, içinden çıkamadığım  bir sorum olmuştu artık.

Ağaçtan iner inmez yanaklarımda bir sıcaklık, sonradan da bir acı hissettim. Aslında bana acı veren, yanaklarımdaki acı değil; elimdeki  o kutsal nesnenin alınıp ayaklar altında ezilmesiydi. Tanrı beni yeryüzü cehennemine göndermişti. 14.7 milyar yıl önce gerçekleşen  bir patlamaydı yanaklarımda hissettiğim. Zihnime birileri tarafından kodlanan ve her gece kendimi yerde bulma korkusu, ağaçla birlikte nihayete ermişti. Göz kapaklarımın kapandığını yavaş yavaş kapandığını hissettim; üstelik bir kaleden de atılmamış, afyon da kullanmamıştım. Zamanın içinde kaybolmuş; kendimi yaşadıklarımın koynuna bırakıvermiştim. Bencildim artık ve sadece yaşadıklarım ilgilendiriyordu beni Bir başkasına tahammül edemezdim ya da kişiliğimin bencil yanını zihnimde inşa etmeye başlamalıydım. Önceden bencilce alışkanlıklarım da yoktu hırsızlık gibi. – ancak elma çaldım cennetten-

510100000 kilometrekarelik daracık bir alanda geçmişi hatırlamaya çalışıyor, zihnimin muazzam bir makine olduğuna inanıyordum. Sâdık olarak kalmam gereken tek şeyin de  o makine olduğunu artık biliyordum. Bana yalan söylemiyor , beni aldatmıyordu. Unutmaya çalıştığım olayları inkâr etmeyip bir gölge gibi peşimden sürükleyen o makineye hayrandım artık.

Zihnimin doğarken boş bir levha olduğuna kim inandırabilir beni? John Locke mu? Milyonlarca hücreden oluşan vücudumdaki genlerin beni sarıp sarmaladığını bilmiyor muydum sanıyorsunuz?

Sadece elma çaldım cennetten ve sadece izi kaldı ruhumda. Elma çalanın yolunun cehenneme düştüğünü hayâl meyal hatırlıyor ve sonsuz bir uykuya dalıyordum.

Yaşar YILDIZ

 

 

YORUMLAR

WORDPRESS: 0