YAŞAR YILDIZ /  Tecrübeli bir hasta

YAŞAR YILDIZ /  Tecrübeli bir hasta

YAŞAR YILDIZ – Elmanın İzi
Z kuşağı ve özgürlük alanları
CANAN TOPSAKAL – Z kuşağına tavsiye

Yazarın gölgesi çoğu zaman eserinin üzerine düşer. Tıpkı Karamazov Kardeşler ve yazarı Dostoyevski gibi.  Dostoyevski’nin  1878’de yazmaya başlayıp 1880’de yayımladığı ve zirve romanı olarak adlandırdığımız Karamazov Kardeşler’de aslında yazar, kendi hikâyesinden başkalarının hikâyesini de yazmıştır. Eser, okurun iç dünyasında yeni kapılar aralamış ve okuru kendi gürültüsüyle baş başa bırakmış; kimi zaman zihinsel sarhoşluk yaşayan okur, kendi iç dünyasında yolculuklara çıkmıştır. Eserdeki durum ve olayları zihinsel olarak analiz ederken kimi zaman dereyi geçmekte zorlanır ve üzerine basacağımız taşların kaygan olduğunu bilmeden hareket ederiz.

Nietzsche, Einstein, Freud, Borges daha pek çok sanatçıyı  etkileyen; çağının perdesini yırtarak kollarını asırlara uzatan yazarın yapıtlarını okurken onun ruh dünyası ve yaşamını göz ardı etmemek gerek .  Yapıtları ile o,  kendi tercümesini yapmıştır. Borcu olduğunu bahane ederek  kumar masalarının başından ayrılmayan yazar için kumar,  bir çeşit kendini cezalandırma yöntemiydi. Son meteliğini kaybedene ve beş parasız kalana kadar kumar masasının başından ayrılmazdı. (Çok sevmemesine rağmen Turganyev’den de kumar için borç para aldığını okumuştum.) Ancak kendisine yaptığı bu kötülük sonunda yerini yaratıcı dehaya bırakırdı. Dostoyevski,  kumar gibi elini kolunu haftalarca bağlayan saranın  da esiriydi. Sara hastalığının imgesel yansıması onun peşini hiç  bırakmaz.  Hastalığının yanında son anda kurşuna dizilmekten kurtulup sürgüne gönderilmesi de onun hayatında ve eserlerinde etkisini göstermiştir. Yazgısıyla savaşan bir adam, İnsan yaşamını bir sır olarak gören ve kendini de bu sırrı çözmeye adayan bir yazardan bahsediyoruz. Yapıtları ile toplum biliminin çoğu dalında etkisini göstermiş, insan gerçekliğini derin psikolojik tahlillerle ele alarak varoluşçuların ilk atası sayılmıştır. Karanlık bir dehlizde gözümüze aniden tutulan bir fenerdir Dostoyesvki romanları.

Karamazov Kardeşler’in derin bir politik sembolizmle örülü olduğunu, mesajlarını roman kahramanları aracılığı ile verdiğini söyleyebiliriz. Bunu yaparken de aile kavramını kullanmış, karakterleri birtakım politik söylemlerle ifade etmiş ve Rusya’nın o günkü portresini de resmetmiştir. Romanın sayfalarında gece ve ebedi bir ışık hüküm sürmektedir. Karanlık dehlizlerde onun peşinden giderken bir anda kendinizi boşlukta bulup Cehennem’in derinliklerinde bir soğana sarılmak zorunda bırakılabilir ve çözümsüzlüklerle boğuşabilirsiniz. Ya da boşlukta dolanıp duran bir adsız bir kahramana dönüşebilirsiniz. Mantık zincirini kaçırmanız hâlinde ruh dünyanız altüst olur. Halatı kopmuş bir kayık gibi alır başınızı dalgaların sürüklediği yere gitmek zorunda kalırsınız. Aragonvari bir ifade ile insan gerçeği hem iskeleden hem de sancaktan saldırıya uğrar. Birileri canı cehenneme nidaları atarken bir diğeri gerçek benim diye haykırır. Okur olarak  yazarın kendi ruh dünyasında verdiği korkunç bir kavganın  haricine düşersiniz.  Kapılarını okura açmayı çok da istemeyen Ulysses’ten farklı olarak  Karamazov Kardeşler, okuru bir girdap gibi içine çeker. Büyük engizisyoncu önünde iktidar olmuş Hristiyanlıkla yazarın hesaplaşmasını, akılla kalbin savaşına şahit olur; özgürlüğünüzden şüpheye düşer, var olma sancıları çeker; mucize, sır ve otorite karşısında gerçekleri çarmıha gerersiniz. Mutlulukları uğruna günahları kabullenen insanlar karşısında zafer naraları atar; beden, akıl ve ruh üçgeninde patlamaya hazır bir tüfeğin karşısına geçer, büyük otoriteyi vicdan mahkemesinde yargılarsınız. Bir babanın oğluna “Seni bir hamam böceği gibi ezeceğim.” sözleri ile Ecinniler’deki Leyaydkin’in kendini bir böceğe benzetmesi arasındaki ilişkiye gider,  Gregor Samsa’da çözüme kavuşturduğunuzu zannettiğiniz baba gibi bir iktidar karşısında suçunu arayan bir ceza ile karşı karşıya kalırsınız.

Yazdığı roman, yaşayanların kabusuydu. Kaç kişi Tutunamayan’lardaki Turgut’un ifade ettiği gibi  Dostoyevski’yle yarım saat konuşmaya dayanabilirdi? Ya da Karamazov Kardeşler’i okuduktan sonra İvan’ın, Dimitri’nin ıstırabını bilinçaltına itmeyi başarabildi? Sıcacık yatağımızda okuduğumuz Karamazov Kardeşler’i ,  yazarın sıcacık yatağında  yazmadığı kesin. İvan’ın hangi konuşmasını okusam sonbahar yaprakları gibi asılı kalıyor ve  göğün rengini göremiyordum.  Varoluşsal sorgulamalarla Dostoyevski’nin üç farklı zamanını sembolize edildiği romanda yazar, katılmadığı argümanı temsil eden karakteri güçlü ve akıllı kılar. Dine karşı takındığı olumsuz tavrı İvan karakteri ile sembolize eder. Dindar olmakla insanın dünyadaki dehşete karşı gözlerini kapamak zorunda olmadığını Alyoşa karakteri ile  göstermiştir.  Yazar, Karamazov Kardeşler romanını küçük oğlu Alyoşa’nın ölümünden sonra yazmaya başlamış, ana kahramana da Alyoşa adını vermiştir. Mitya, Dostoyevski’nin adaletsizliğe haykırışının bir  örneğidir romanda. İşlemediği bir suçu üstlenir. (Yıllardır babasına kin ve nefret duyan yazar, babası bir cinayete kurban gidince bu kin ve nefretinden ötürü kendisini hep suçlu olarak görmüş ve yıllarca acı çekmiş, içinde dirilen insanın kendisini bırakabileceğinden hep korkmuştur.) Saranın verdiği marazi bir hayalcilik içinde kendini kurtaramayarak canına kıyan Smerdyakov’un “Kendi irade ve isteğimle hayatıma son veriyorum.” diye yazması Dimitri’yi vicdanen rahatlattı mı bilinmez ancak yazarı rahatlattığı aşikâr. Victor Kraft’ın deyişiyle bilginin araştırılması dilde gerçekleştirilmeliydi.  Yaşam ve his, dilde hayat bulmalıydı; bütün bunlar Dimitri’nin mahkeme salonlarındaki haykırışları ile gerçekleşiyordu. Carnapvari’nin deyişiyle  bir ifade ile iç dünyasındaki tüm önermeleri kelimelerle fiziksel bir dile çeviren Dimitri’nin sözleri yazarın kendi vicdanında sallandırdığı  “baba” otoritesi ve onun yok edilişi miydi?  Sayılarla ifade edilemeyen insan yaşamını müebbet hapse mi mahkûm ediyordu bilinmez. “Toprağa düşen bir buğday tanesi yok olmazsa yalnızca bir buğday tanesi olarak kalır ama yok olursa o zaman bereketli bir ürün doğurur.” ifadesi ile zihni karmakarışık olmuş okurun boynuna taktığı zinciri sadece biraz uzatıyor muydu? Baba Fyodor, (Dostoyevski’nin adı da Fyodor ) adı beni babada yok olma fikrine götürdü.

Ölüm temini tüm bedeninde hisseden yazarın çoğu romanında bu kavrama şahit oluruz.  Yazarın kardeşi Andrey, yazarın uyumadan önce birkaç satır yazıp bıraktığını ve bu yazılarda ölüm benzeri bir uyku hâlinde gömülmesinin beş gün geri bırakılmasını rica ettiğini ,ayrıca buz altında kalmış bir balık gibi çabaladığını ifade etmiştir. Romandaki Fyodor Pavloviç Karamazov’un ölümü ile Dostoyevski’nin babasının öldürülmesi arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır. Dostoyevski’nin bir zamanlar zihnini meşgul eden babasını öldürme arzusunun onu çıkmaza sürüklediğini öğreniyoruz.  Bu durumu Freud şöyle ifade eder:  “Ölüm benzeri durumlar, ölü bir kimseyle özdeşleşme anlamına gelmektedir. Bu kimse gerçekten ölü bir kimse olduğu gibi, ölüm benzeri nöbetinin  etkisinde kalan kimsenin ölmesini istediği bir başkası da olabilir. İkinci durum daha ilgi çekicidir. Bu durumda nöbet bir çeşit ceza verme değeri taşımaktadır. Çünkü bu durumda, herhangi bir kimse başkasının ölümünü istemekte ve kendisi o başkasının yerine geçerek ölü haline girmektedir. Bu durum karşısında, psikanaliz, bir çocuk için bu başkasının babası olduğunu ve nöbetin nefret edilen bir babanın ölümünü istemekten doğan bir kendine ceza verişi dile getirdiğini söyler. Hepimizin bildiği bir görüş, baba katilliğinin hem insanlığın hem de bireyin işlemiş olduğu ilk ve temel suç olduğunu ileri sürer. Bu doğru olmasa bile baba katilliğinin, suçluluk duygusunun ana kaynağı olduğunu biliyoruz. ” Bu tür hafakanların altında yatan gerçek, babadır.  Dünya edebiyatının en büyük üç eserinin (Sophokles’in Kral Oedipus, Shakespeare’in Hamlet’i ve Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’i) aynı konuyu ele alması rastlantı olarak açıklanamaz.  Yazar, uygar insanın ölümlü bedeninden ebedî insan yaratmayı görev bilmiştir.

Çocuklar suçsuzdur; büyüklerden söz açmamamın nedeni iğrenç oluşları, sevgiyi zaten hak etmemiş bulunmaları… Buna karşılık elmayı tadarak iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu öğrendiler. ‘Tanrılaştılar…’ Elma yemekten vazgeçmeyi düşündükleri de yok.  Elma yiyenin cehenneme yolunun düştüğünü bilen bir doktorsunuz ancak sizin tecrübeli bir doktor olduğunuz kadar ben de tecrübeli bir hastayım efendim…

 

YORUMLAR

WORDPRESS: 0